12.09.2016

enough said - 2013

bazı filmler vardır. sadece vardır.
bazı filmler de vardır aylar, yıllar sonra oturup tekrar izlemek istersin.
enough said, öyle bir film.
gandolfini dayı öyle bir karizma.
julia louis , -bir juliette binochette olmasa da- öyle hoş bir kadın.
.

filmin konusuna gelince. yazacağımı düşünmüyorsunuz herhalde.
hayır, ana fikrini de yazmayacağım.
lakin isteyenin bir sürü ders çıkarabileceği, hayatın ortasından, müthiş kıymetli bir film.
o kadar söylerim.
.
ha'bi de ;  kadın o gavur ölüsü çantayı 75 derecelik merdivene her seferinden çıkarmaktan yorulmadı ben izlerken fenalık geçirdim. o neydi lan öyle!
.


6.07.2016

blind - 2007

film 2007 de çekilmiş. ülkemize ne vakit geldi bilmem. ben az önce izledim.

izler izlemez de dedim ben bu masalı yazmalıyım.

evet âmâ bir gençle albino kızın saf aşkını anlatan film, bir aşk masalı. andersen soslu hem de. fakat bir o kadar gerçek. çünkü yakıyor. tıpkı aşk gibi. kör ediyor. aşk gibi. sevindiriyor. aşk gibi. mutluluktan havalara uçuruyor.  evet bildiniz. yine aşk gibi. hüzünlendiriyor. özletiyor. ağlatıyor. insanı girebileceği her şekle sokuyor. bunu da zaten aşk'dan gayrı bir şey yapamaz.



- gerçek aşk kördür. sonsuza dek.

.
izleyin efendim. beğenilerinizi dostlarınıza, şikayetinizi beyaz  masaya..
.
arrivederci.



3.07.2016

demolition - 2015

ne vakittir böyle bir film izlememiştim.
çok acayip. çok sayko. çok eğlenceli. çok düşünceli. çok çok çook  bişi.
.
konusu hiç benzemiyor ama bende eternal sunshine of the spotless mind tadı bıraktı. neden bilmem? belki jake gyllenhaal'ı jim carrey ile özdeşleştirdiğim için. bilemiyorum.
.
amerikalıların böyle bi film yaptığına inanmak güç. hani daha çok kuzey avrupalılardan beklerdim. ama yankilerden. dedim ya bilemiyorum. gerçi kuzey avrupalı gibi başlayıp yine amerikalı gibi bitirdiler. ama olmuş.
.
çarpıcı. kışkırtıcı.
.


başrol oyuncumuz o canım evi parçalarken, her şeyi yıkarken insan hırslanıyor, aynısını kendi evine falan yapmak istiyor. en azından lüzumsuz bir sürü eşyayı atmak üç artı biri  bir artı sıfıra indirgemek istiyor. dibe vurmadan, sıfırlamadan yüzeye çıkılmıyor. bunu da söylüyor filmimiz.
asla kendimiz olmadığımızı yüzümüze tokat gibi vuruyor. hep şikayet edip mantıklı mazeretler üreten araftaki ruhlara solo yapan bir film ayrıca.
.
bu arada öğrendim ki;  c.r.a.z.y   filmini de bu çılgın yönetmen yapmış.
.
filmdeki esas sorumuz ; gerçekten ne istiyorum?
cevabı bulabilenlere, bulduktan sonra dürüstçe o yoldan gidebilenlere selam olsun. gidemeyenlere sabır, gitmek isteyenlere güç ve cesaret versin rabbim. amin.
.
belki subjektif davranıp çok abartıyor da olabilirim. ama film biter bitmez. tembelliği bırakıp pcyi açtım. aklıma ilk gelenleri yazmaya başladım. elbette ki sayın bayım ve siz çok değerli hanımefendi mantık, kurgu, ışık, resim bir sürü hata da bulabilirsin filmde. ama özünü alıyorsan. iki dakika durup düşünüyorsan. film görevini başarıyla tamamlamış demektir.
.
öyle yani.


29.05.2016

already tmorrow in hong kong (2015)

bir, doğru insan yanlış zaman klişelemesi.  ama ve aynı zamanda güzellemesi.

film henüz üçüncü dakikada before sunrise ve ekürisine selam duruyor. onu çağrıştırıyor. "du bakalım n'olacak" dedirtiyor. ama hepsi o kadar.
ilerleyen dakikalarda yavaş yavaş bir ilacın sizi etkisine alması gibi duygularınızdan içeri yayılıyor. filmin ve diyalogların içinde kayboluyorsunuz. yahut film sizin içinizde kayboluyor. hangisini tercih ederseniz artık. ki before sunset veya before sunrise bir daha ancak oturup film hakkında atıp tutarken aklınıza geliyor.

kadın-erkek ilişkilerini inceden sorguluyor, sorgulatıyor. bu topraklarda da yıllarca konu malzemesi olan "aldatmak için ille de fiziksel aktivite şart mıdır. kalben ve beynen de olur mu olmaz mı? bir musluk boş iki havuzu kaç saatte doldurur temalı tartışmalarımızda özne olmuş mevzuyu masumane bir arkadaşlık sandalında tehlike sulara sürükleyen yönetmemiz finali yine bir klişe  ile yapıyor. kocaman bir soru işaretiyle ama ve bence muhteşem bitiriyor. lakin bu final sanki benzerleri gibi devam filmi çekilecek hissi uyandırdı ben de. yönetmen ablamıza naçizane tavsiyem. bırak dağınık kalsın emily abla. bırak dağınık kalsın.

ikilinin final sahnesinde karışan akılları, vicdan muhasebesinin yanında acaba bu yaşadığımız ya bir yanılsama ise tedirginliğiydi bana kalırsa. zira o an hissettikleri benzer duyguları muhtemelen çok da iyi gitmeyen, artık eskiyen ilişkilerinin başlangıcında da yaşamışlardı. ama ve yine de birbirlerini tamamladıklarını düşündükleri özellikleri, sorunlu devam eden mevcut ilişkileri yansın geceler sabaha da söndürelim dedirtiyordu ikilimize. ama işte hep bir amaları olacaktı.


öte yandan filmin detaylarına bakarsak;  karaoke barda şarkı söyleyen abla süperdi. akabinde ikilimizin rahat tavırları, hayatı dalgaya alan davranışları filme samimi bir hava katmış.

yine kuşlardan fal tutan amca'nın hal ve tavırları. pratik zekası filmin kayda değer sahnelerinden biriydi.

hakeza belki her allah'ın günü bizim kendimize hafta sonları da arkadaşlarımızın bize sorduğu o kutsal soruyu ruby kızımız da hayali yazar olmakken geçim derdi yüzünden bankacılık yapan josh efendiye soruyor; "madem işinden bu kadar nefret ediyorsun. neden ayrılmıyorsun?"
cevabı mı?
hepimizin verdiği cevabı veriyor josh efendi.;  "n'aparsın gülüm ekmek parası. yazarak para kazanılmıyor. ne ekmek ne de kız veriyorlar."


22.05.2016

mayıs sıkıntısı!

farkettim ki mayıs boyunca hiç film girdisi yapmamışım bloga.
aslında "haftada en az iki film, sınırsız çay festivalim" mayıs ayında da devam etti. lakin bazı filmleri yazacak kadar sevmedim bazılarını da ben yazmaya çok üşendim. yalan yok şimdi.

ama bugün, iç güveysinden hallice somurtan ve son derece gri duran bu pazar gününde mayıs ayında izlediğim ve aklımda kalan fimler için kısa cümlelerden kurulu bir merasim yapmak istedim.


Anklaget - 2005 Danimarka  :

izleyen her fani gibi ilk çağrıştırdığı film yine danimarka yapımı, (jagten2012) oldu. ister istemez bu iki filmi karşılaştırırken buldum kendimi. jagten açık ara öndeydi. filmin benim için tek güzel süprizi forbrydelsen dizisinin güzel dedektifi sofie grabol oldu. onun dışında sinirleriniz sağlamsa izleyin derim.

10 cloverfield lane -2016 abd :

tek mekanda, muhtemel düşük bütçe ile çekilmiş, oyunculukları gayet başarılı korku-dram-gizem karışımı bir film. bu filmde de zihinler ister istemez (room-2015) filmine bir gitti geldi şöyle. aslında filmin finaline kadar her şey iyiydi. finalde kolaycılığa kaçmışlar sanki. bu muydu yani dedim. daha güzel bir finali hak ediyor film. tabi hepsi bana göre. sizi bilemem.


the invation - 2015 abd :

buraya yazıp yazmamakta kararsız kaldığım film. ama seyredilmiş, seyredilmiştir. yine tek mekan, psikolojik-gerilim türü bir film. şimdi kesin bir şey olacak hissini hep tetikte tutan, sonunda da pek bir numarası olmayan benzer tarzda pek çok filminden sadece biri. 

kraftidioten - 2015 norveç/isveç :

iskandinav filmlerini ayrı severim. bu film peki? çok sevdiğim diğer kuzey filmleri gibi değildi. bir intikam filmi. izlerken tarantino çekseymiş bu kadar olurdu dedim. o kadar söyleyeyim.

waking ned devine - 1998 ingiltere :

tam çekirdek çitlemelik film. ingilizlerin kendi has mizah anlayışı ile ama başarıyla ilerleyen komik, eğlenceli bir film. ha unutmadan; irlanda kırsalına, yeşilliğe, doğaya hayranlık duymamak elde değil.